MENÜ
- Yönetim Kurulu
- Dernek Kurucusu
- Üyeler
- Vefat Eden Üyeler
- Şehitlerimiz
- Belediye Başkanı
- Muhtarlar
- Okul Müdürleri
- Öğretmenlerimiz
- İlk Okul Mezunları
- Orta Okul Mezunları
- Efsaneler
- Şiirler--Yazılar
DUYURULAR
YASSIÖREN (TYMANDOS):
Osmanlılar Hamit ilini satın alınca Karamanoğulları ile komşu oldular. I. Murat (1360-1389) Karaman oğulları ile komşu olunca. Bu güçlü Anadolu Devleti ile barış içinde geçinmek, bir yarışmaya ve çalışmaya girmemek için kızı Nefise Sultan’ı , Karaman şehzadesi Aladdin Ali Bey’e vermiştir. Böylece Osmanlılarla-Karaman oğulları arasında akrabalık kurulmuştur. I.Murat bu barış ve akrabalığa güvenerek Rumeli ye yöneldi.
I.Murat balkanlardaki işlerle ilgilenirken damadı Aladdin Ali Bey Osmanlılara satılan Hamit ili toprakları üzerinde (Uluborlu-Yassıören dahil) hak iddia etmeye başladı. Bunun üzerine I.Murat Balkanlardaki işlerini bırakarak, kendine bağlı Bizans, Bulgar, Sırp Kuvvetlerini de yanına alarak Karamanoğlu üzerine yürüdü. Ali Bey’i yendi ve def etti.
I.Murat bu karaman seferinden dönerken Roma devlet yolundan geçti (1387). Bu arada Yassıören’ e uğrayıp uğramadığını bilmiyoruz ancak Senirkent’e uğradığı “ENGEL” söylencesinden anlaşılıyor.
ENGEL SÖYLENCESİ:
Murat-ı Hudâvendigâr Senirkent’ten geçerken Nebi harımındaki sürüsünün başında çadırında oturmakta olan Şeyh Ahmed Veli, ovadan atlılarının başında Tebdil-i kıyafetle geçmekte olan zatın padişah olduğunu keramet yolu ile anlayarak, bir fakir çorbası içmeye davet için çobanını göndermiş. Uzak yollardan yorgun gelmiş olan padişah ise hem dağa çıkmayı gözüne kestiremeyerek hem de gurura kapılarak “Sen buraya in gel!” demiş. Bunun üzerin Şeyh Ahmed Veli üzerinde bulunduğu dağ ile birlikte, taşlar, kayalar, yuvarlanarak padişahın üzerine doğru inmeye başlamış. Bunun üzerine padişah bu zatın gerçekten saygı değer bir kimse olduğunu anlayarak “Eylen Yâ Devletlû” diyerek Veli’nin çadırına çıkmış. Onun elini öperek duasını almış sonra Ahmed Veli’nin üzerine koyun sürüsünün ağnamdan (koyun vergisi) ve ışıklar yerindeki 400 dönüm tarlanın âşârdân (üründen alınan onda birlik vergi) gelirinin tekkeye tahsis edilmesini kabul etmiş.
I.Murat ölünce yerine Oğlu I.Beyazıt (Yıldırım) (1389-1402) geçti. Bu dönemde Karamanoğlu Ali Bey’in Teşviki ile Hamidoğullar’ı Osmanlıya sattıkları toprakları geri almak hevesine kapıldırlar. Yıldırım Beyazıt Balkanları akıncı beylerine bırakarak Anadolu ya geçti (1390). Sırasıyla, Germiyan, Saruhan, Aydın, Menteşe ve Hamit İlini elegeçirdi. Bu terihten itibaren Anadolu Beylerbeyliği kuruldu. Böylece Hamit İlide Anadolu Beyler Beyliğine bağlanmış oldu. Bu sefer sırasında Yıldırım Beyazıt, babasının geldiği yoldan- fakat tersine- Senirkent ovasından Antalya’ya oradan da Ankara’ya geçmiştir.
1402’deki Ankara savaşından sonra Timur, Uluborlu kalesini yakıp yıkmış ve Roma yoludan geçerek Akşehir’ e ulaşmıştır.
Timur’n ülkesine dönemsinden sonra Osmanlılar şehzade kavgaları ile neredeyse parçalanma, dağılma noktasına geldiler. Sonuçta I.Mehmet Çelebi (1413-1421) 11 yıl süren kargaşalara son vererek Osmanlı tahtına çıktı böylece Osmanlıların beylikten devlet olmaya yönelik süreç tamamlanmış oldu.
I.Mehmet Çelebi’nin yerine geçen II.Murat (1421-1451) genişleme siyasetini yeniden başlattı. Bu dönemde oğlu II.Mehmet (Fatih) lehine tahttan çekildiyse de (1441-1446) ikinci kez (1946-1451) yeniden tahta geçti ve ölümüne kadar tahtta kaldı. II.Murat Anadolu birliğini kesin olarak sağladı ve balkanlardaki genişleme-yayılma çalışmalarını sürdürdü.
İMPARATORLUĞA KADAR OSMANLI DÜZENİ
Osmanlılar bir yöreyi ele geçirdiklerinde ilk olarak oradaki askeri yerlere bir komutan atıyorlardı. Bu komutan, ya merkezden gönderilen bir Müslüman ya da Müslümanlığı kabul etmiş bir yerli olabiliryordu. Ancak bağlı yerlerde yerel yönetici olmak için Müslüman olmak şart değildi (Eflâk-Boğdan-Erdel….gibi). ikinci olarak ele geçirilen yöreler SANCAK denilen yönetim ve komuta birimlerine ayrılıyordu. Sancaklar, bu günkü il benzeri coğrafi, ekonomik, toplumsal bir bütünlük gösteriyordu. Sancağın başında bir sancak beyi bulunuyordu. Sancak kurulmadan önce iyi bir inceleme yapılarak sancak kanunnamesi çıkarılıyordu. Sancak kanunnamesi sancağın mali, idari, cezai yönetimini düzenliyordu.
Sancak kanunnamesinden sonra sancağın hemen sayım ve yazımı ( TAHRİR) yapılıyordu. Sayım ve yazım defterlerinde Sancağın kentleri, kasabaları, köyleri, mezarları (ekinlikleri) sayılıyor, bunların nüfusları, toprakları, ürünleri, vergileri, vakıfları, muafiyetleri.. vb. belirtiliyordu.
Sayım ve yazımdan sonra vergilerin toplanma yöntemi belirleniyordu. Osmanlılarda yönetimin finansmanının temelini TIMAR (dirlik) sistemi oluşturuyordu. Tımar bir vergi veya birkaç arazi gelirinin bir aileye veya bir kişiye tahsisi idi. Vergi kaynağı dirlik sahibine ait değildi. Yalnız gelir dirlik sahibinindi. Dirlikler üç grupta toplanıyordu.
1-Haslar (Sultan, Vezirler, Paşalar ve Beyler)
2-Zeamet (Su Başı, Komutanlar… vb.)
3-Tımar (Geliri 20000 akçeden az olan dirlikler sipahilere veriliyordu.
Osmanlı yönetiminde tımar yönetimi yanında bir yönetim sistemi daha yer alıyordu bu “KADILIK” sistemi idi. Her sancak merkezinde ve kasabalarda (kazalarda) bir kadı bulunuyordu. Kadıların görevi “Osmanlı kanunları ve şeriatı” uygulamaktı bu bakımdan adli, idari ve şer-i yetkileri vardı.
Özetle Osmanlı biri askeri ve topraksal, diğeri sivil medreseye dayalı yargısal yetkilerle donatılmış ikili bir yönetim yapısına sahipti.
Osmanlı Döneminde Yassıören :
Yassıören, Osmanlı döneminde Hamit Sancağının Uluborlu kazasına bağlı büyük bir köydü. Bu köy antik bir yerleşmenin üzerine kurulduğundan. Beylikler döneminden beri iskan gördüğünden ahalisi Heterodox bir yapıya sahipti. Yerli Anadolu halklarının kalıntıları, Hıristiyanlar ve mühtediler ve Müslümanlar barış içinde yaşıyorlardı.
Halkın çoğunluğu Müslümanlığın Bektaşi konumuna mensuptu. Çünkü, fetihten sonra köyü kurduğu varsayılan BABA KARKIN Bektaşi idi. Köyde tekke ve zaviyesi vardı. Baba Karkından başka, Zekeriya Baba Ayazmana da, Davut Baba Davutlar mahallesinde, Gani Baba Köseler Mahallesinde dergah kurmuşlardı.
Günümüzde, Baba Karkın türbesi ile Zekeriya Baba Türbesi hala ayaktadır ve ziyaret edilmektedir. Gani Baba’nın adı bir sokakta Davut Baba’nın adı da bir mahallede yaşamaktadır.
Yassıören halkı bu inançlarından dolayı çok çekmiştir. 1501 ve 1511 yıllarında büyük sürgünler yaşamış, İran’ a ve Balkanlar’ a sürülmüşlerdir. Gidenlerin çiftlikleri “Resmi Zemin” kaydedilmiştir.
Bu sürgünlerden sonra bütün benzer yerlerde olduğu gibi yassı örende de SÜNNİ anlayışı güçlendirmek amacıyla 1537 den başlayarak birçok önlemler alınmıştır:
“1. Din gereklerini yerine getirmeyen yada dine karşı saygısızlık gösterdiği ileri sürülenlere ağır cezalar verilmesi ön görülmüştür.
2. Her köye bir camii yaptırılması ve halkın Cuma namazlarına katılması istenmiştir. 3. Devletin benimsemiş olduğu Sünni görüşün güçlendirilmesine yardımcı olmak amacıyla bazı eylemci yerleri kapatılarak, sapık inançlı oldukları ileri sürülen bazı dervişler sürülmüşlerdir.
4. Din’e zarar verdiği gerekçesiyle Matematik, Felsefe ve Kelâm gibi müspet bilim ve düşünce hayatı ile ilgili dersler medrese programlarından çıkarıldı.
5. İleri sürdükleri bazı düşünceler yüzünden bir kısım ileri gelen mutasavvıflar öldürüldüler.”
1500 yılında Uluborlu kazasının 11 köyü vardı. Bu köylerde 1034 hane 2788 nüfus bulunuyordu.
Uluborlu, Hamitoğlulları, Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde Kaza (ilçe) olma özelliğini hep korumuştur. 15 – 16 yy. da bu kazanın 19-21 köyü vardı. Bu köylerin en büyüğü Yassıören idi. Yassıören’ e bağlı Ayazmana mezrası (ekinlik) vardır. Yassıören tüm tapu tahrir defterlerinde geçmektedir. Günümüze kadar sürekliliğini korumuştur.
1478-1501 yılları arasında Uluborlu ve bağlı büyük köylerin nüfus-hane durumu şöyledir:
Ayazmana, Yassıviran’ a bağlı bir mezra (ekinlik) idi.Burada 6 nefer yaşıyordu. Bunların 2’si çift sahibi 2’si nim (yarım) çit sahibi, 2’side bennah idi. Geliri 1050 akçe idi. Burası Zekeriya Dede vakfı idi ve buradakilere Tahtacı derlerdi. Fatih Sultan Mehmet döneminde buranın vakfı bozulmuş ve toprakları Tımar’a verilmiştir. Vakfı bozulan Ayazmana ahalisinden bir kısmı Şuhut-un Kulak köyüne göçmüştür. Aslında Yassıviran’da kısmen bir vakıf köyü idi. Köyün yarısı Eğirdir’ deki Ahi Baba zaviyesinin vakfı idi Karkın Dede zaviyesinin ve Gani Baba tekkesinin de toprakları vardı. Özellikle Uluyol üzerindeki Baba Karkın Türbesi gelen geçene yemek ve hizmet verirdi.
Yassıviran’ın diğer yarısı da İlyas Tımar’ı idi. Vakıf gelirleri hariç, geliri 19,428 akçe idi. Osmanlı döneminde ekonomik hayat tarıma dayalı idi. Arpa, buğday, ceviz, haşhaş, üzüm, armut, badem başlıca ürünlerdir. Yalnızca Afyon öşürü 300 akçe idi.Yassıviran Hamit İlindeki sürekli Pazar yerlerinden biri idi. O dönemde Yassıviran 9 mahalleden oluşuyordu. Genellikle bir çeşme ve onun önündeki küçük bir meydan çevresinde dizilmiş 20-30 evdan oluşan bu mahalleler ; Ali Beyler, Aslı yok, Aşağı, Ayanlar, Çanlar, Davutlar, Köseler, Tekkeönü ve Yukarı Mahalle idi.
17. ve 18. Yy. da ki Yassıören hakkında bilgi kaynaklarımızda maalesef pek bilgi yoktur. 1774 den günümüze Yassıören ise ayrı bir yazı konusudur.